Zitate und Weisheiten für Führungskräfte

Erkan Güneyoglu Önder Demir
Zitate und Weisheiten für Führungskräfte
Jeder Gedanke, jedes Gefühl, jedes Wort, jede Handlung alles ist Energie und Schwingung. Jede Energie sucht sich ihre Resonanz und geht im Kosmos niemals verloren.
€9,99 Softcover

Freitag, 28. Dezember 2012

MELEKLER HANGİ DİLDE KONUŞURLAR ?



MELEKLER HANGİ DİLDE KONUŞURLAR ?

Melekler nurdan yaratılmıştır. Nur ise ayn-ı şuurdur. Bir anda nurlu varlıklarıyla pek çok yerlerde bulunabildikleri gibi, aynı anda pek çok dillerle konuşmaları da söz konusudur. 

Nitekim, Hz. Cebrail (as) bir anda hem arşın altında Allah’a secde ederken, aynı anda Dihye suretinde Hz. Peygamber (a.s.m)’in meclisinde bulunuyordu. Keza, Hz. Cebrail (as) Hz. Musa (as)’a Tevrat’ı İbranice, Hz. İsa (as)’a İncil’i Süryanice, Hz. Muhammed (asv)’a Kur’an’ı Arapça indirmiştir. 

Demek ki bütün bu dilleri biliyordu ve farklı dil konuşan farklı peygamberlerle konuşuyordu.

Ruhumuz, göz penceresinden bütün renkleri görüp ayırıyor, kulak alıcısından bütün sesleri fark edebiliyor. Sadece bir rengi ve sadece bir sesi değil, bütün renkleri ve sesleri tanıyor. Ruhumuza bu özelliği veren Allah'ın, ruhani varlıklardan olan meleklere de bütün dilleri, hareketleri, konuşmaları ve manalarını bilecek bir özellik vermesi Onun hikmetindedir. 

Nitekim, kamera, teyp gibi kayıt cihazları ve hafızamız hiç bir alet, mürekkep, kağıt gibi malzemeler olmadan her şeyi nasıl kaydediyorsa, Allah’ın görevli memurları olan melekler de her şeyi aynıyla kaydeder, bilir ve anlar.

Ayrıca, rüyamızda gördüğümüz ve dilini bilmediğimiz bir kimseyle konuşmakta hiçbir zorluk çekmeyiz. Rüya gibi bir alemde bizlere bu özelliği veren Allah, ruhani varlıkları olan meleklerine de her şeyi anlayacak ve her şeye uygun ilhamı verecek bir özellik vermiştir. 

Demek ki, meleklerin dil problemi yoktur. Kendilerine hangi görev verilirse onu yaparlar.

Donnerstag, 27. Dezember 2012

Sultanım Benim






Sultanım Benim


Seni anlatmaya hiç sözler yeter mi? 

Nûr yüzünü görmeye gözler yeter mi? 
Sensiz bu diyarda hiç güller biter mi? 
Sen, güllerin gülüsün Sultanım benim. 

Güzel ahlakın, dünyamızı aydınlatır 

Kainat, susmaz; bak hep seni anlatır 
Beş vakit namaz, yüreğimizi parlatır 
Gönüllerin hak sultanı, Sultanım benim. 

Sen, Muhammedü'l-Eminsin ve güzelsin 

Sen, Hakk'ın seçtiği son Peygambersin 
Seni bilemeyenler, Hakk'ı nerden bilsin? 
Sen, gönüllerin sultanısın Sultanım benim. 

Mekke´den doğdun bütün dünyamıza 

Hakk'ın nurunu yaydın gönül deryamıza 
Ne olur lütuf buyur, gel birgün rüyamıza 
Gönüllerin hak sultanı, Sultanım benim. 

Doyulur mu hiç senin o güzel cemaline 

Doyulur mu o saf ve tertemiz haline 
Doyulur mu hiç Muhammedü'l-Emin'e 
Gönlümün hak sultanı, Sultanım benim. 

Önder Demir

Montag, 24. Dezember 2012

Ey İnsanoğlu hangi mertebedesin?






Sen kendinin hangi mertebede oldugunu bilmeyi arzu edersen önce kendi haline bak.


1- Eğer yalnızca yiyen,içen ve şehevi arzuları tatmin eden biriysen           

bilki hayvansın. Bunun yanında kavga, döğüş küfretme, münakaşa, hasımlık, düşmanlık, gibi yollara baş vuruyor ve insanlara eziyet veriyorsan bilki hayvansın.


2- Eğer yiyor,içiyor şehevi arzularını tatmin ediyor yalan söylüyor insanları kandırıyor ve onları birbirine düşürüyorsan bilki şeytansın.



3- Eğer az yiyor,az içiyor,az uyuyor,şehevi arzularına gem vurabiliyor,kimseye eziyet etmiyor,kandırmıyor ve darıltmıyor,yalan söylemiyor,yumuşak huylu oluyor ve herkes hakkında iylik düşünüyor ve kendine düşen vazifeleri yapıyorsan bilki sen melekler derecesindesin.



4- Eğer yeme ve içmeni normal yapıyor,şehvet ve hiddetine hakim oluyor, Allah´ı bilme ve tanıma yoluna gidiyor ve o yola gönülden kendini veriyor ve kendi nefsinden geçiyorsan bilki sen arifsin.

Allah´ın ahlakıyla ahlaklanan ve onun ilim denizinden bir hazinesin. Hakikatleri bilen bir insanı kamilsin.
En yüce makamları elde etmiş ve huzur meclisine girmeyi hak etmişsin.
Ebedi olarak kendini hakka veren her muradına eren ve işlerinde itidalden ayrılmayan yüce bir kulsun ne mutlu sana! 


İbrahim Hakkı Hazretleri




Donnerstag, 20. Dezember 2012

ALTIN ÇAĞA DOĞRU




Dünya'daki insanlık, çok kısa süre içerisinde hem maddî hem de manevî olarak büyük değişimler geçirecektir. Yaşamış olduğumuz şu anki durum, bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Evet, dünyamız, yeni bir savaşa istese de istemese de sürüklenecektir. Bu savaş, iyiler ile kötülerin dünyadaki altınçağ başlamadan önceki son savaşı olacaktır. Bu savaşı Yüce Yaratıcı'nın yardımı ve kuvveti ile dünyadaki iyiler kazanacaktır; çünkü dünyamızda insanların artık basiret gözleri, kimin iyi ve kimin kötü olduğunu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Dünya'da artık temizlik vakti gelmiştir ve dünyamız kendisi, bu temizliği yüce Yaratıcı'nın ortaya koymuş olduğu gözle görülür ve görülmeyen kanunlar çerçevesinde zaten yapmaktadır. Hayatın akışı, insanları akıntının olması gereken yöne doğru çekip götürmektedir ve bunu dünyada hiçbir güç engelleyemez. Çünkü Yüce Yaratıcı, bu kanunları böyle koymuştur ve O'nun koymuş olduğu kanunları bizler istesek de istemesek de geçerlidir.

Dünya, yepyeni altın bir çağa doğru hızla ilerlemektedir. Bu altın çağda hiçbir şey gizli kalmayacaktır. Her şey, doğruluk, dürüstlük ve sevgi üzerine bina edilecektir. Savaşlar, son bulacak; kin ve nefret, ortadan kalkacak ve herkes, aslında diğer insanların kendisinin bir parçası olduğunu anlayacaktır. Bu çağda susayan gönüllere su verilecek, kuruyan topraklara sular akıtılacaktır. "Şefkat" ve "merhamet", kol kola; dünyanın her tarafına yayılacaktır. Çünkü artık bunun zamanı gelmiştir. Çünkü artık dünyada kötülerin ve kötülüğün miadı dolmuştur.

Güneş, bu çağda bir başka merhamet ile insanların üzerine doğacaktır ve insanlar, yollarda birbirleri ile karşılaştıkları vakit, birbirlerine gülümseyerek ve pozitif bakışlar ile birbirlerine nazar edeceklerdir inşallah. Rekabetler, ortadan kalkacak; insanlar, birbirleri ile kardeşçe geçinerek yaşamasını öğrenecekler ve dünyamızda açlığa ve sefalete yer bırakmayacak şekilde toplumlar eğitimden geçirilecek. Her şey, Yüce Yaratıcı'nın koymuş olduğu ilahî kanun çerçevesi altında hareket edecektir. Her yerde helal lokma ve her yere bununla birlikte adalet dağılacaktır.
Bunun böyle olmasını isteyen çok büyük bir kitle var artık dünyamızda ve bu istek neticesinde bütün olaylar, gördüğüm ve hissettiğim kadarı ile bizleri bu altın çağa doğru sürüklemektedir. Bakalım ve görelim, neler olacak ve kimler gelecek ve kimler gidecek... Tıpkı dünyamızda her gün olduğu gibi yapılan araştırmalara göre dünyamıza her gün 328.000 insan doğarak gelmekte ve 134.000 bin insan ölerek gitmektedir.

Evet, aslında dünya, bir istasyon ve bu istasyona her gün binlerce yeni yolcu gelmektedir ve aynı zamanda binlerce yolcu ayrılmaktadır. Aslında herkes, bir misafir. Fakat insanlar, "Dünya" denen yere öylesine bağlanıyorlar ki, "Gün gelecek, birgün ayrılacağız ve bizi bir damla sudan yaradan Yüce Allah'ın karşısına çıkacağız." düşüncesi, çoğu insanın aklına bile gelmiyor.

Selam ve Dua ile

Dünyayı Kimler Yönetiyor?





Dünyayı Kimler Yönetiyor?

İngiltere'de eski bir gazeteci ve televizyon sunucusu, David Icke, "En Büyük Sır", "..ve gerçek seni özgür kılacak" ve "Ben Benim, Ben Özgürüm" isimli kitaplarını da içeren 11 kitap yazdı. David Icke, son 10 yıldır en büyük sırrı açığa çıkarmak için çalışmakta. Dünyayı gerçekten kimin yönettiğini ve bunu binlerce yıldır nasıl sürdürdüğü gerçeğini. Hayretler içerisinde bırakan ve çok ilginç ve keyifli bir okuma sağlayan bir bilgi. İşte David Icke'ın websitesi'nden derlenmiş bir giriş ve tanıtım yazısı {www.davidicke.com}

Ben, David Icke, Illuminati isimli (kendilerini aydınlanmış)[illuminated] şahıslar olarak görmelerinden gelen bir isim) gizli bir global topluluğun eski çağlardan beri nasıl kontrol gücünü ve hakimiyetini elinde tuttuğunu, güçlerini Orta ve Yakın Doğu'dan (ve diğer merkezlerden) başlayarak önce Avrupa'yı ve İngiliz Krallığı ve diğer Avrupa imparatorlukları, Amerika kıtasını, Afrika'yı, Avustralya'yı, Yeni Zelanda'yı, Asya'yı ve kısacası bütün dünyayı yönetmek ve kontrol etmek için nasıl genişlettiğini açığa çıkarmakla uğraşmaktayım ve araştırmalarımı sürdürmekteyim.

Ne zaman ki, bu imparatorluklar önceden işgal etmiş oldukları yerlerden çekildiler, Illuminati bu bölgelerde gizli topluluk şebekelerini ve Illuminati kanbağlarına sahip soyları arkasında bıraktı. İşte o zamandan beri, bu imparatorluktan kurtulmuş sözde "özgür" ülkelerde bunlar kontrolü elinde tutmaya ve olayların gelişimini orkestra şefi misali yönetmeye devam ettiler. İki çeşit diktatörlük ve hapishane vardır. Birincisi, açık şekilde, göz önünde yapılan, net diktatörlüklerdir (komünizm, faşizm, vs.) ve ikincisi de tümünün içinde en etkili tür olan üstü örtülü, gizli diktatörlüktür. Özgürlük maskesi altına saklanmış diktatörlük. 

İnsanlar, eğer özgür olduklarını düşünürlerse, özgür olmamak adına isyan etmezler!

İlluminati, uzun zamandır hazırlanmış ve düzenlenmiş bir planı yürürlülüğe koymak için çalışıyor. Bu plan, bir dünya hükümeti, dünya bankası, dünya ordusu ve global bir bilgisayara bağlı mikroçiplenmiş bir insanlık yaratmaktır. Kullanılmaya hazır bir beyine sahip herkes, tüm bu yukarıda sayılan şeylerin, her geçen gün daha da hız kazanarak, gerçekleşmekte ve yüzeye çıkmakta olduğunu görebilir. 

Global gücün bu yapısı altında, Avrupa Birliği (Avrupa Ekonomik Topluluğu serbest ticaret alanından evrimleşmiş olan), Amerikan Birliği (Kuzey Amerika serbest ticaret alanından evrimleşmekte olan), ve Pasifik Birliği (Asya Pasifik Ekonomik Topluluğu serbest ticaret alanından evrimleşmekte olan) gibi süper devletler dizayn edilmiş olacak. NATO (BM Barış Kuvvetleri ile birleşmekte olan), Birleşmiş Milletler'in evrimleşmesi ile ortaya çıkacak olan İlluminati dünya hükümetine egemenliğini vermek istemeyen ülkeleri hizaya sokmak için, planın bir parçası olarak dünya ordusu ve dünya polis gücü olma yolunda ilerlemektedir.

Global kontrolün yapısı, piramitler içerisinde piramitlerdir. Tıpkı Rus kuklaları gibi, bir kukla diğer kuklanın içerisinde. Eğer günümüzün organizasyonlarına bakarsanız, görürsünüz ki her biri bir piramit şeklinde yapılanmıştır. Piramidin alt seviyelerinde bulunanlar, çalıştıkları organizasyonun gerçekte nerden ibaret olduğunu bilmezler. Onlar yalnızca her gün işlerini yaparlar ve evlerine dönerler. Onlar, yaptıklarının, aslında çok belirgin ve kötü bir düzen ile gidişat yaratmakta olan diğer kişilerin çıkarları ile nasıl bağlantılı olduğunu bilmezler. Sadece, piramidin en üstündeki birkaç kişi bunu bilir. Böylece, bir organizasyon içerisinde, birkaç kişi binleri yönetip sömürerek, yine binlercesinin varlığından dahi haberdar olmadığı İlluminati Planı'nın gelişmesini sağlarlar. Bu yapının, ayni şekilde milyarları yönetip sömüren global bir versiyonu vardır. 

Bu "tek-bireysel" organizasyonlar, mesela; bankalar, ülkeler-arası şirketler, medya imparatorlukları, NATO, vs., sonrasında daha da büyük piramitlere bağlanırlar. Böylece bulursunuz ki, örneğin, global bankacılık piramitinin en tepesinde, tüm bankalar eninde sonunda aynı insanlar tarafından yönetilmektedir; yani Illuminati tarafından. Bu durum, ülkeler-arası şirketler, medya vs. için de aynen geçerlidir. Tüm bankacılık, iş dünyası, medya, ordu, politika ve gezegeni kontrol altında tutan diğer kuruluşlar piramitlerini kapsayan dev bir global piramit vardır. Bu piramitin tepesinde ise, global kontrol için Planlarını, görünüşte bağlantısız olan tüm kuruluş ve organizasyonlar aracılığı ile, ilerletip geliştirmekte olan Illuminati'nin en seçkin birkaçı bulunur.

Bu, neden hayatımızın tüm alanlarında, -bankacılık, iş dünyası, medya, politika, ve diğerleri- sürekli ve ardı arkası kesilmeyen global güç için merkezileştirme hareketlerinin gerçekleşmekte olduğunu açıklar. Tüm bunlar, AYNI insanlar tarafından AYNI planın düzenine göre yürütülmektedir. Websitemde bu Plan hakkında ayrıntılı bilgi veren makalelerimi ve yine site üzerinden sipariş edebileceğiniz kitaplarda muazzam enginlikteki bilgileri bulabilirsiniz.

Illuminati, insanlığı zihin ve duygular aracılığı ile idare etmekte ve köleleştirmektedir. Dünyada birçok insan vardır, fakat onları fiziksel olarak kontrol altında tutacak bir kaç Illuminati vardır, küçük bir 'l'' haricinde. Onlar, kitlelerin düşündüğü ve hissettiği yolu idare etmek zorundadır ki böylece hayatlarımızı Illuminati'nin istediği şekilde yaşar ve etrafımızdaki dünyayı Illuminati'nin istediği şekilde görürüz. Örneğin; en güçlü idare etme tekniği, benim "Problem & Reaksiyon" çözümü adını verdiğim tekniktir. 

Şu şekilde çalışır:

İnsanların hoşuna gitmeyeceğini bildiğiniz birşeyi sunmak istiyorsunuz. Bu, polise daha fazla yetki vermek, esas özgürlüklerin daha fazla zedelenmesi, ve hatta bir savaş bile olabilir. Bilirsiniz ki, eğer bu siyasetleri insanlara açıkca sunarsanız, onlar tarafından aşırı bir reaksiyon alacaksınız. Bu nedenle, önceden bir PROBLEM yaratırsınız, suç oranında bir artış, daha fazla şiddet, bir terörist bombası, bir hükümet çök'ntüsü, veya savaş gitmesi için Saddam Hüseyin gibi Illuminati kuklalarınızdan birini alırsınız.

Bu problem için, sizin, yani aslında herşeyin arkasında olan gerçek kişinin değil de, başka birinin suçlandığını garanti altına alırsınız. Böylece, Amerika'da söyledikleri gibi, bir "avanak" yaratırsınız; bir sözde Oklahoma bombacısı Timothy McVeigh gibi, bir sözde Kennedy suikastcisi Lee Harvey Oswald gibi. Sonra medyanı kullanırsın ve insanlara, senin imal edilmiş olayın hakkında ne düşünmeleri gerektiğini ve o olay için kimi suçlamaları gerektiğini söylersin. Ve bu da bizi ikinci bölüme getirir, insanlardan gelecek REAKSİYON'a '' Bu daha fazla devam edemez ! Buna karşılık ne yapacak ONLAR, ha?

Bu da ONLAR'a rahatça ve açıkca, kendi yarattıkları problemlere ÇÖZÜMLER sunmaları iznini verir. Planlarını geliştirecek olan, global gücün daha fazla merkezileştirilmesi veya daha fazla esas özgürlüklerin zedelenmesi için yeni yasama getirilmesi. Bu teknik, tüm zamanlarda, insan zihni ve duyguları üzerinde kullanılmıştır, tıpkı beyni yıkanmış genç ve yetişkinlerin silahlarla çılgına dönmesi ve hemen arkasına acil silah kontrol yasalarının getirilmesi gibi.

Bunu, silah bulundurmayan ve tutkulu bir şekilde şiddetsizliğe inanan biri olarak söylüyorum. Ama sokak stili yaşayacaksak kendi inançlarımızın ötesine bakmalı ve farketmeliyiz ki Illuminati kendilerine karşı silah KULLANABİLECEK herkesi sistematik olarak silahsızlandırmayı hedeflemektedir. Tıpkı Adolf Hitler toplama kamplarını doldurmaya başlamadan evvel, ayni silah-karşıtı yasama kampanyasını başlattığı gibi, aynisini günümüz dünyasında görmekteyiz.

Şimdi, bu Planın tarihinde çok önemli bir dönüm noktasında bulunmaktayız. önümüzdeki aylar ve yıllarda, Illuminati tarafından oynanacak birçok kart beklemededir. İnsanlık tarihinde bir kavşak üzerindeyiz. özgürlüğü seçebilir veya Nazi Almanya'sının global bir versiyonu olan global faşist devletin kontrolü altına düşebiliriz.

Bu, böyle olmak zorunda değil, ama bunu durdurmak için de birçok koltuktan birçok k.ç kaldırılmak durumunda. Websitem ve kitaplarım, size, bilinçli seçimler yapabileceğiniz, detaylı bilgi verecektir.

Bu makalede okuduğunuz, bilinmesi gereken şeylerin yalnızca ufacık bir bölümü ve bu küçük özetin anlattığının tersine, resim aslında çok daha büyük ve çok daha olağanüstü. Websitemde ve kitaplarımda herhangi bir yere bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız!' 

Sevgiler,

David Icke

Sanal Alemin Sanal İnsanları




Sanal Alemin Sanal İnsanları

Öncelikle "sanal" kelimesinin anlamı nedir ona bakalım?
Latince'deki "virtualis" kökeninden gelen sanallık, kavram olarak var olmayan; ancak sanrılarla var olduğu kabul edilen şeyler için kullanılmıştır. Türk Dil Kurumu'nun karşılığını "sanal" olarak belirlediği "virtual", gerçekte var olmayan kavramlar, olgular ve mekanlar için kullanılır. Terimin kökü, "sanmak" fiilinden gelmektedir. Dolayısıyla sanal bir kavram gerçek ya da var olan değildir. Ancak yine de gerçeğin karşıtı da; yani sahte ya da yanlış da değildir.

Buradan yola çıkarak "sanal gerçeklik" kavramının gerçekdışı bir yaşam formu olduğu da düşünülemez. Aksine, terimden gerçek yaşamın uç noktalarının sanal bir gerçeklik üstünde birbirine dokunduğu ortam algılanmalıdır. Günümüz insanları, artık yüzyıllar öncesinde olduğu gibi daha doğal ve doğaya bağlı yaşamıyorlar veya yaşayamıyorlar. Çünkü artık insanların büyük bir kısmı, şehirlerde yaşamını sürdürmektedir. Aslında bizleri yaradan Yüce Allah ,öyle bir ahenk içinde yaratmış ki doğaya bile üç ay kış mevsiminde dinlenmesi için izin veriyor. Fakat biz insanlar, Yüce Allah'ın kanununu görmezden gelerek her gün ha bre bir telaş içerisinde koşturup duruyoruz ve kendimizi geniş arazileri bırakıp şehirlere dar alanlara esir ediyoruz.

Şehirlerde ve dört duvar arasında mecbur kalınmış bir yaşam, doğadan kopuk ve tamamıyla elektrik, doğalgaz, televizyon, diziler, cep telefonu, kısa mesaj, sms internet, bilgisayar ve bilgisayar oyunlarına endekslenmiş bir hayat yaşamaya çalışıyoruz.İnsan ilişkileri, artık yüzeysel. Büyük bir çoğunluk, birbirini dinlemiyor bile ve insanların %90'ı, "sanal bir alem" tutturmuş ve o sanal aleminde yaşıyor ve büyük bir bölümü korku içinde, gelecekten kaygılı bir biçimde hayatını idame ettirmeye çalışıyor.

Ne demiş Napolyon: «İnsanlar, çıkarları ve korkuları üzerine hareket ederler.» Bu formül, halen geçerliliğini koruyor. Şeytan, öyle güzel planını yapmış ki, saatlerce gençleri sanal alemde bilgisayarın önünde oyunlar vasıtası veya internet vasıtası ile tutabiliyor ve insanlar, 5-10 dakikalarını bile onları yaradan Yüce Kudret'e ayırıp namaz kılmaya üşeniyorlar; fakat saatlerce bilgisayar ve televizyonların önünden kalkmıyorlar veya kalkamıyorlar. Çünkü, artık bağımlı olmuşlar internete ve bilgisayar oyunlarına, şiddet oyunlarına, vurmaya, kırmaya ve sanal alemde sanal oyunlar ile dünyayı kurtarmaya bağımlı hale gelmişler. Herkes; çalışmadan, üretmeden, çaba sarf etmeden, bir bedel ödemeden, dünyadaki bütün güzelliklere sahip olmak istiyor. Çünkü sanal alemde "çalışmak" denen bir kavram yok.Duygu ve düşüncelerden uzak sanal alemde, sanal bir boşluğun içine bakıp duruyorlar ve hayatları gün geçtikçe anlamsızlaşıyor ve kalpleri artık o alemden dışarı çıkamıyor ve tamamıyla gerçeklere direniyorlar.
O alemin esiri oluyorlar. İşte günümüzün hayatı ve işte günümüzün insanı... Haberlerde her gün kötü haberler, ölen insanların sayısı, trafik kazaları, karşılıklı çekişmeler, didişmeler, verilen mücadele ve günlük ekonomik veriler; şu borsa çıktı, şu borsa indi, Dolar indi Euro yükseldi, altın düştü. Sonra "paparazzi" ve "magazin" haberleri, eğlence, müzik ve dans... Yani anlayacağınız, sanal bir alem kurulmuş ve biz insanlar, büyük bir çoğunluk, bu sanal alemin esir insanları olmuşuz. Yüce Allah, bizleri ve yavrularımızı bu sanal dünyanın sanal insanları olmaktan korusun ve bizlere gerçekleri olduğu gibi göstersin. Ne demiş atalarımız: «Sen, Hak ile meşgul ol ki; Batıl, seni işgal etmesin!»


Selam ve dua ile

Gerçeği Hatırlatmak





Gerçeği Hatırlatmak

Yüce Allah'ımız, Kuran-ı Kerim'de Zariyat Suresi 55. ayetinde diyor ki: «Sen, yine de öğüt ver. Çünkü öğüt, mü'minlere fayda verir.» Yani ne diyor Yüce Yaradan: «Sen, öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak, müminlere fayda verir.» Buradan şunu anlıyoruz ki; her Müslüman olan insanın asıl görevlerinden bir tanesi de, bildiği doğruları, dini bilgileri ve görevleri, diğer mümin kardeşlerine hatırlatmasıdır.

Neden Yüce Allah, müminlere fayda verir diyor? Çünkü müminin kalbi, pozitif enerji ile doludur ve günah perdeleri; yani negatif enerji ile kaplı değildir ve bu yüzdendir ki mümin, doğrulara açıktır ve bir yerde doğru bir söz duyduğunda o söz onu kendisine doğru çeker götürür.

Konuştuğumuz her söz, bir enerji içerir. Bu enerji, ya pozitif veya negatif (iyi enerji veya kötü enerji) şeklindedir ve her söz, bu evrende kaybolmadan göğe doğru yükselir ve Yüce Allah, ne konuştuğumuzu çok iyi bilir.

Her insan, birazcık dikkat ederse, bu enerji şekillerini ayırt edebilir. Doğrular, daima pozitif enerji yüklü olduğundan insan kalbini şüpheye düşürmeden kendisine doğru çekiverir. Zaten dünyamızda iki çeşit enerji vardır. Biri pozitif; yani iyi enerji, diğeri negatif; yani kötü enerjidir. Uzakdoğuluların deyimi ile "Yin ve Yan".

Şimdi yine dönelim Yüce Allah'ımızın bizlerden istediği hatırlatma sözüne. Herkes, şu soruyu kendisine lütfen sorsun; «Acaba etrafımızda bulunan arkadaş, kardeş, kaç kişiye doğruları ve dini vecibeleri hatırlatıyoruz?»

En büyük hatırlatma nedir biliyor musunuz? Yüce Allah'ın bizlerden nefislerimizden almış olduğu sözdür. Ruhlar âlemindeyken Allah'a verdiğimiz sözdür. Kuran-ı Kerîm, Araf suresi, ayet:172; «Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (Elestü bi Rabbiküm.”demişti de) Onlar: "Evet ("bela" Rabbimiz'sin), şahit olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.»Aslında bu hatırlatma bile çok büyük bir hatırlatmadır her insan için. Bu yüzden, elimizden geldiği kadar çevremizdeki mümin kardeşlerimize bu gibi hatırlatmaları yapabiliriz ve onların da doğruları diğer kardeşlerimize hatırlatmalarında yardımcı olabiliriz. Sonuçta dünyada ve ahirette doğrular ve doğru olanlar, Yüce Allah'ın izni ile kazanacaklardır.

Selam ve dua ile


On İki Altın Kural




On İki Altın Kural

1. Gençken yorulmayı göze almayanlar, ihtiyarlıklarında sürünmeye razı demektir.

2. Yaşayacakları zamana göre kendilerini yetiştirmeyenler, zamanlarından önce dünyaya gelmiş gitmiş sayılırlar.

3. Sabırlı ve dayanıklı olmayan, başarılı olamaz.

4. Yıkarak değil, yaparak ve yücelterek yükseliniz.

5. Alın teri dökerek çalışıp kazananlara engel olmak, yanan lambayı söndürmeye benzer.

6. Bilgisiz insanlar, gaz yağsız lambaya benzer. Bilgi, insanın ışığıdır.

7. "Sonra yaparım" diyerek dersleri biriktirmek, kolay; oturup birden hazırlamak, zordur.

8. Her eserde, bilginin olduğu kadar ahlakın da büyük payı vardır.

9. Zamanında düşünüp çalışmazsanız, ömrünüz boyunca üzülmek zorunda kalabilirsiniz.

10. Hayattan zamansız ve emeksiz bir şey ummayınız, vermez.

11. Okumaya küsmek, ışığa küsmeye benzer.

12. Gayret, bütün servetlerin sermayesidir.


İstihbarat Örgütleri Neden Vardır?





İstihbarat Örgütleri Neden Vardır?

İstihbarat örgütlerinin temel amacı, sadece dışarıdan ve içeriden gelebilecek saldırılara karşı ülke emniyetini sağlamak, bilgi ve belge toplamak değildir. Aynı zamanda Sosyo-Ekonomik ve Kültürel gelişmeleri önceden ön görerek buna göre önceden gereken tedbirleri almaktır veya aldırmaktır.

Geleceğe yönelik plan ve proje ve olası senaryoları yazarak çizerek zihinde canlandırarak toplumu eğitmek ve gündemi aynı zamanda belirlemektir istihbarat. Olası senaryolara karşı hazırlamaktır toplumu aynı zamanda. 

İstihbarat, Leb demeden önce leblebiyi anlamaktır. İstihbarat, akıldır, zekadır. Uluslararası projelere gerekirse anında imza atabilmektir istihbarat ve yapmış olduğu başarılı çalışmalardan dolayı uluslararası bir prestije sahip olmaktır.

Diyelim ki ekonomik bir kriz geliyor ve siz, bunu bir istihbarat örgütü olarak bir yıl önceden görüyorsunuz ve ne yapılması gerektiğini Devletin gerekli birimlerine aktarıyorsunuz, Devlet tedbirini alıyor zamanında parasını çekiyor uluslararası piyasalardan halkına gerekli olan malları satın alıyor ve depoluyor, İşte istihbarat bence budur geleceği görebilme yeteneğidir istihbarat.

Geleceği ön göremeyen ve olabilecek olayları 5 veya 10 yıl öncesinden göremeyen sezemeyen istihbarat örgütleri başarılı değillerdir, İyi istihbarat olayları önceden görerek tedbirini buna göre alan istihbarattır. İstihbarat demek, istikbal demektir bu nedenle günümüzde ve gelecekte iyi bir istihbarat örgütüne sahip olan devletler, dünyamıza yön verecektir.
Vasat istihbarat örgütleri bulunan ülkeler geçmişteki gibi dökülüp yok olup tarihin karanlık sayfalarına doğru gideceklerdir. Aynı zamanda istihbarat ülkenize karşı yapılacak olan veya yapılan operasyonları önceden haber alarak tedbir almaktır. Zaten ülkelerdeki istihbarat örgütlerinin kalitesini o ülkelerde yapılan operasyonlardan anlarsınız şayet ülkenizde dış servisler hiç operasyon yapamıyorsa bu sizin ülkenizin çok güçlü bir istihbarat örgütüne sahip olduğunun delili ve göstergesidir.Yok şayet ülkenizde Kaos ve kargaşa hakimse, cepheleşme hat safhada ise  o zaman hiçte iyi bir istihbarat örgütüne sahip olmadığınızın açıkca kanıtıdır bu.

Aslında istihbarat zeka işidir çünkü istihbartın kendisi zeka gerektirir. İyi kamuflaj ve gizlilik gerektirir, olayları analiz edebilmek ve ihtimalleri sezebilmektir ve gündemi belirlemektir aynı zamanda.

Selam ve dua ile

Dienstag, 11. Dezember 2012

22 Aralık 2012'de Dünya‘yı neler bekliyor?




22 Aralık 2012'de Dünya‘yı neler bekliyor?

Öncelikle biz Müslümanlar bütün cihanın, büyük bir kıyamet olayı neticesinde günün birinde yıkılıp harap olacağına... Melekler dahil bütün canlıların, tamamen vefat edeceklerine, hiç bir canlının hayatta kalmayacağına... Cenâb-ı Hakkın emri ile yeniden diriliş olacağına... Büyük bir mahkemenin kurulacağına ve bu mahkemenin hâkiminin Yüce Rabbimiz olacağına... Haklının haksızın, iyinin kötünün kesin olarak ayrılacağına... Sıratın, mizanın varlığına...Cennetin, Cehennemin bugün dahi mevcut bulunduğuna iman ediyor ve kendimizi ona göre hazırlamak durumunda olduğumuza ve Gaybı bilmenin, sadece Allah'a mahsus olduğuna  inanıyoruz.

Teorilere göre 10. gezegen denen Sümerler tarafından Nibiru, yani geçiş gezegeni ismi verilen, Babil astronomları tarafından ise Marduk olarak adlandırılan gezegen.  (NASA'nın 2001 KX76 olarak kodladığı gezegen) güneş etrafındaki 3657 yıllık her dönüşünde dünya'ya yakın olarak gelip geçerken dünya üzerinde türlü felaketlere sebep olmaktadır. Bu seferki geçiş ise kimilerine göre 22. 12. 2012 tarihinde gerçekleşecektir. Güneş sistemimizdeki elemanlar olarak Zecheria Sitchin Güneş'i ve Ay'ı da cisim olarak ele aldığında 11 cisim söz konusu olmaktadır. Nibiru'yu bu sisteme eklediğinde 12 sayısına ulaşılmaktadır (Sümer tabletlerini çeviren Sitchin'e göre). Güneş ve Ay'ı saymazsak 9 gezegenden oluşan güneş sistemimizde Nibiru 10. Gezegen olmaktadır. Zecheria Sitchin'in kitabında anlatılan 12. Gezegen ile bugün tartışılan 10. Gezegen aynı gezegendir. Son zamanlardaki, Güneş sistemimizdeki gezegenlerin parlaklıklarındaki artış, Jüpiter'in uyduları ile arasında iyonize bir bağlantı oluşması, gezegenlerin manyetik çekim güçlerindeki artış, Jüpiter, Uranüs ve Neptün atmosferlerindeki sıradışı değişiklikler dünya üzerinden teleskoplarla izlenmektedir. Son aylarda tüm dünya'da görülen atmosferik anormallikler ve çeşitli büyüklükteki depremlerin yoğunluk kazanması ile ilgili açıklamalar 10. gezegenin gelişi ile ilgilidir.

Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret. Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı'nın değişimi ve Foton Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz.

Altı gün içinde Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor
Foton Kuşağının merkez alanına girilmesiyle birlikte yaşanılması beklenen fiziksel ilk etkileşimler ise şu şekilde sıralanıyor yayınlanan bir çok raporda: 

1. gün: 22 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu).
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).

Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi içermekte. İlki, "Null Zone" (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak. 

Foton Kuşağı, Dünya ile çarpışmak üzere olan yoğun bir foton(ışık parçacıkları) enerji bandı olarak rapor ediliyor. Ulaştığında 5 günlük bir karanlık, elektriksizlik, yoğun ufo inişleri, insanlık için psişik yeteneklerin ortaya çıkması, insan bedeninde oluşan değişimler (transformasyonlar) ve daha pek çok değişim beklenmekte. Şu anda karanlık dönemin sonunda olduğumuz ve bu dönemin 2012'de son bularak 2000 yıllık "ışık" devrine geçiş yapılacağı söyleniyor. Yıldız aktivasyonu güneş sistemimizin Pleiades (Alcyone yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile başlayacak. Yaşanılacağı tahmin edilen en büyük deneyim ise, bu kuşağa girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz. Bu sıçrayış elbette ki beraberinde bir çok farklılık ve mutasyonlar getirecek. Şimdiden deneyimlediğimiz olaylar da aslında bu sıçrayışı doğrular nitelikte: ciddi iklim değişiklikleri, kıta transferleri, v.s. Ayrıca bu kuşağa girildiğinde bilinçlilik boyutlarının her birine geçiş imkanına sahip olacağımız tahmin ediliyor. Şu anda küresel bilinç değişiminin sonuçlarını da birebir deneyimliyoruz aslında. Dünyayı kasıp kavuran Savaş ve Ekonomik Kriz ortamı, toplumlar arası anlaşmazlıklar, politik sürtüşmeler ve olagelen olumsuzlukların da bu geçiş döneminde, ya da "null zone"da bulunmamızdan dolayı olduğunu düşünebiliriz. 

Yaşadığımız bu dönem ve beklenen değişimler kutsal kitaplarda, mitolojide ve bilim adamları tarafından da ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Raporlara göre, Foton Kuşağı'na girildiğinde, gökyüzü ateş gibi gözükecek, ancak soğuk olacak. Bu değişim ve yansımalar elbette ki içine girilen kuşağın etkileriyle birlikte ortaya çıkan kimyevi değişimler ve tranformasyonların sonucunda kendilerini açığa çıkaracaklardır. Kuşağa ilk önce güneşimizin girmesi halinde ani bir karanlığın olması da söz konusu, ki bu sürenin 110 saat kadar sürmesi tahmin ediliyor. Güneşsel radyasyon ve Foton Kuşağı'nın arasındaki etkileşim gökyüzünün yıldızlarla dolu gibi gözükmesine neden olacak. Dünya bu kuşağa girdikçe tüm moleküller uyarılmış olacak ve atomlar mutasyona uğrayacaklar. Bu duruma bağlı olarak fiziksel yapılarda (insanla birlikte hayvan ve bitki aleminde de) farklılıkların meydana gelmesi bekleniyor tabii ki. 

Bu kuşağa girmeden önce, yani bu zamanda, "Null Zone" (sıfır bölgesi) denilen zaman deneyimlenmekte. Bu dönem boyunca sismik aktivite ve volkanik hareketlenme görülüyor. Ayrıca iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak şiddetli tayfunlar, fırtınalar ve hortumlar gözlemleniyor. "Null Zone", bir başka deyişle, madde ve madde olmayan bütün partiküllerin yok edildiği yer. Oluşacağı beklenen bu foton etkisi çok önemli, zira bize yeni bir enerji kaynağı sunacak. Bu kaynak, doğal olarak fosil yakıtlara bir son verecek ve bunun sonucunda da tahmin edildiği üzere daha yaşanılabilir bir dünya oluşturulmuş olacak. Bu bölgeye geçişin kanıtı olarak gösterilen en güçlü kaynak ise Schumann Rezonansı. Dünya'nın kalp atışı olarak nitelendirilen bu titreşim daha önceki zamanlarda 8.1 iken günümüzde 12.1'e yükselmiş durumda, ve hızla yükselmekte. 13.0 olduğunda ise "Null Zone"un tamamlanmış olacağı rapor ediliyor. Astrofiziksel hesaplamalara göre Foton Kuşağı'na saatte 208.800 km hızla gireceğiz. Kuşağın enerjisi fiziksel sonuçların yanında eterik ve spiritüel anlamda da kendini gösterecek.


Sonuç olarak bizler tedbirimizi alalım fakat takdir ve hüküm ise ancak âlemlerin Rabbı olan Allah'ındır!

Selam ve dua ile






Freitag, 7. Dezember 2012

Akıl ve Bilgi




Akıl ve Bilgi

Ülkeleri yeryüzünde başarılı veya başarısız kılan şey, akıllı, bilgili ve vizyoner insanların doğru yerlerde ve doğru pozisyonlarda olup olmamalarıdır. Çünkü akıl ve bilgi, Hakk'ın nurlarındandır ve O, onu dilediği insanlara verir. Yüz tane üniversite bile bitirseniz, şayet akıllı değilseniz; o üniversitelerde görmüş olduğunuz dersler, sizi "akıllı" yapmaz.

Günümüzde şirketlerin ve devletlerin en büyük sorunlarından bir tanesi de, kendi şirket veya kadrolarına yeterli derecede iş bilen ve tecrübe sahibi insanları bulamamaktır. Bu sorun, aslında kendilerinin çıraklıktan insanları yanlarına alıp onlara işi öğretmemelerinden kaynaklanıyor ve işe almış oldukları insanların akıl ve bilgi derecelerinin düşük olduğundan.

Yok canım, önce bir üniversite bitireceksin, sonra yurtdışında master yapacaksın, o yetmedi birde üstüne staj yapacaksın ve en az beş yıl iş tecrüben olacak. Yaş gelecek otuza dayanacak ve sen, daha yeni iş hayatına atılacaksın ve dönüp arkana baktığında koskoca yılları okullarda ve üniversite sıralarında tükettiğini, bir sürü ezberlediğin bilgi ile fakat pratikte bu işlerin nasıl olduğunu gerçekten bilmediğini anlayacaksın ve enerjinin büyük bir kısmını sadece diploma alabilmek için harcadığını görerek ruh olarak yenik ve bitik bir durumda olacaksın. İşte günümüz dünyasının sosy- ekonomik sorunlarını derinleştiren bir sorun da budur.

Daha sonra senden büyük işler bekleyecekler... "Yahu sen, Harvard'ı Oxford'u bitirmiş adamsın. Sen, her şeyden anlarsın." havasını alttan vererek seni iyice şişirerek yüksek pozisyonlara getirecekler; fakat bir türlü senden o istedikleri meyveleri alamayacaklar. Çünkü sen, zaten üniversite yıllarında hayattan bıkmışsın ve o diplomaları alabilmek için bütün enerjini ve vaktini harcamışsın. Senin pratik hayatı anlaman için en azından bir üç yıl kafanı o pratik hayatta neler var neler yok onları anlaman için yorman gerekir.

Kaç kere şahit olmuşumdur işadamlarının yakınmalarına; "Yahu kardeşim, iş bilen eleman bulamıyorum." diye sızlanıp dururlar. Aslında yaptıkları hata, sadece elemanları küçük yaşta alıp kendilerinin pratik olarak yetiştirmemesidir.Sakın kimse yanlış anlamasın. Ben, burada üniversite mezunlarını küçümsemek istemiyorum. Sadece onların "üniversite"ye paralel olarak haftanın iki gününde okumuş oldukları branşlarda gidip birebir pratik öğrenim almalarını öneriyorum. Bakın o zaman dünyada işten anlamayan insan kalıyor mu? Hem böylelikle üniversiteye paralel olarak ileride çalışacakları yerleri görebilmeleri ve pratik zekalarını geliştireceklerini düşünüyorum.Pratik akıl, teorik akıldan daha üstündür. Çünkü pratik akıl, uygulayarak öğrenir; teorik akıl, sadece hayal ederek.... İşte günümüz dünyasını çıkmaza sürükleyen pratik aklın teorik aklın önüne geçememesidir. Ne demiş büyüklerimiz;«Akıl ve bilgi, bir işin sonunu görebilmektir.»Zaten akıllı ve bilgili insan daima kendisinden daha akıllı ve daha bilgili insanlarla beraber çalışmayı ister. Çünkü akıl akıldan üstün olduğu gibi fikirde diğer bir fikirden üstün olabilir.


Selam ve dua ile

Paylaşılamayan Nedir?




Paylaşılamayan Nedir?

Hepimiz, bir olan Allah'ın kulları değil miyiz? Adem ve Havva'dan gelmiyor muyuz? Bir imtihan sebebiyle şu dünya'da bulunmuyor muyuz? Şu dünya misafirhanesinde kim ebedî olarak kalmıştır? Kim parasını, malını ve mülkünü, sarayını mezarına götürebilmiştir? Nedir bu dünyadaki kin, nefret, öfke ve ayrışımlar? Neden bir Allah'ın kulu kalkıp da; "Ey insanoğlu, kendine gel ve Rabbine kul ol!" diyemiyor.?

Neden dünyanın nimetleri, eşit bir şekilde taksim edilmiyor? Bugün, ben güçlüyüm, seni ezeceğim. Yarın, sen güçlü olursan, sen de beni ezeceksin. Bu, sizce "İlahi Adalet"e sığar mı?Son 5600 yıl içerisinde 14550 savaş yasayan insanlık, 3,5 milyar insanın ölümüne yol açmıştır. Her gün, 40.000 çocuk, açlıktan ölüyor ve her gün 2.000.000.000 insan, 1$ gelir ile yaşamaya mahkum edilmiş durumdalar. Firavunlar ile Musa'ların mücadelesi, her gün devam ediyor. "Günümüz firavunları", gaddarca servetlerine servet katarken ve dünyaya sığmazken, gün geliyor 2 metrekarelik bir mezara sığıyorlar ve Azrail'e o uslanmaz ve doymaz ve Allah'a karşı isyankar nefislerini teslim ediyorlar. Fakat iş, işten geçmiş oluyor. Çünkü son pişmanlık, fayda etmiyor.

Yüce Allah, her şeyi kuşatmıştır ve insana kendi ruhundan üflemiştir. Ona bütün isimleri öğretmiştir. İnsan, küçük bir evrendir. Büyük evrende ne varsa, insanın küçük evreninde de o vardır. Fakat kendini bilmeyen insan, kolayca Şeytan'ın tuzağına düşebilmektedir.

Yapılması gereken, aslında dünyanın önde gelen 500 tane ailesini ve 200 tane ülke liderini bir salonda toplayarak "Evrensel bir Adil Anlaşma"ya imza attırmaktır ve bir "mutabakat"a varmaktır. Hepsine; "Artık yeter bu düzensizlik, böyle gitmez!" diyebilmektir ve sessiz yığınların sesi olabilmektir.

''Adaletin olduğu yerde derman bulunur her derde.'' Adaletin hükmettiği dünya da açlığa, sefalete ve bölünmelere yer yoktur. Aksi takdirde insanlık, kendi kıyametine doğru hızla yol alacaktır ve dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirecektir.

Selam ve dua ile

Dienstag, 4. Dezember 2012

İnsanlık Neden Mutsuz ?




İnsanlık Neden Mutsuz ?

Dünyamızda her yıl 1 milyon insan, intihar etmektedir. Günümüzde bu intihar sorununun asıl kaynağı, mutsuzluktan ve bunu takip eden depresyondan kaynaklanmaktadır.

Ormanda bir ağaç düşünün. Bu ağaç, bir marangoz tarafından işlendiğinde; marangoz, o zaman bu ağacı bir mobilya, bir masa veyahut bir dolap haline getirebilir ve bundan diğer insanlar faydalanabilirler. Fakat düşünün, ortada marangoz yok... O zaman bu ağaç, bir baltacının eline düşer, kesilir ve ateşe atılarak yakılır.

İnsan da aynı şekildedir. Şayet çevresinde onu yetiştirebilen, eğitebilen, ona bir şeyler öğretebilen anne, baba veyahut devlete sahip ise; o zaman o insan, mutlak bir surette meyve verir ve o meyvelerden diğer insanlar faydalanırlar. Fakat onu yetiştirebilecek, ona hedef gösterebilecek birileri yoksa; o insan, kurumuş bir ağaç misali ortada kalır ve dünyadaki "baltacılar"ın elinden kurtulamaz.

Aslında dünyamızda mutlu olmak ve mutlu yaşayabilmek için öncelikle Yüce Allah'ın varlığını bilmek, daha sonra her insana gereken maddî ve manevî öğrenim akabinde insanca yaşayabileceği bir iş ve hayırlı bir eştir. Bunlara sahip olan insanlar, mutluluğun temel prensiplerini yakalamış olurlar.

Dünyamızda bulunan bütün devletler, kendi halklarına güven, huzur, adalet ve mutluluk sunabilmek için vardırlar ve bu dört kriter üzerinden hareket ederler. Her devleti ayakta tutan, o toplumdaki birlik ve beraberliktir ve o toplumun hedefleridir. Bu da din, dil, kültür gibi beraberliklerdir.

İnsan, Rabbine kul olamadıktan sonra kendisini bir damla nutfeden yaratan, onu mükemmel bir şekilde donatan Allah'ını tanımadıktan sonra, dünya ve ahirette mutlu olabilmesi, boş bir hayalden ibarettir. Öncelikle onu Yaradan'ı iyi tanıması gerekir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) buyuruyor; "Nefsini bilen, Rabbini bilir." İşte asıl mutluluğun sırrı, bu sözde yatıyor. Bu sözü iyi anlamak gerekir. 
Bizleri yaratan ve bizlere kendi ruhundan üfleyen Yüce Allah, bizleri aslında kendi öz ana ve babamızdan bile o kadar çok seviyor ki, o bize asla zulüm etmiyor; bizler, kendi nefsimize yapmış olduğumuz günahlardan dolayı zulüm ediyoruz ve bu yüzden mutlu olamıyoruz.


Yeryüzünde insanları mutsuz ve huzursuz eden fikir ayrışımlarıdır. Hedef, dünyamızda bu fikir ayrışımlarını kavga ve savaşa dönüştürmeden insanca oturup karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde konuşabilmektir.Aslolan, maddî bedenimizin toprak olmasıdır. Çünkü aslen topraktan yaratıldık ve maneviyatımızın; yani ruhumuzun Yüce Allah'a geri dönmesidir.

Çünkü o Yüce Allah, bize kendi ruhundan üflemiştir. Kuran-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne).«Onlar, hâlâ Allah'ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler.» (Al-i İmran, 83. ayet)

Yapılacak şey, dünyamızda her insana insan gibi yaşama şartlarının evrensel bir biçimde bütün dünyada uygulanmasıdır. Dünyada hiçbir şey, insandan daha fazla kıymetli değildir. Bu yüzden, insanoğluna zararlı olan ve onun mutlu olmasını engelleyen bütün eylemler, söylemler, hareketler ve maddeler, dünyamızda yasaklanmalıdır ve her şey, dünyada insanların mutlu bir şekilde yaşayabilmeleri için evrensel kararlar bağlamında uygulanmalıdır.

Selam ve dua ile

Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralı







Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralı




- Birinci Kural:

Yaradanı hangi kelimelerle  tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet Allah dendi mi  öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende  korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Allah dendi mi evvela aşk,  merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut  demektir.

- İkinci Kural:

Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl  işi değil.
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.  
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

- Üçüncü Kural:

Kuran  dört seviyede okunabilir.
İlk seviye zahiri manadır.
Sonraki batıni  mana.
Üçüncü batıninin batınisidir.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki  kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

- Dördüncü Kural:

Kainattaki  her zerrede Allah' ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde,  kilisede, havrada değil, her yerdedir.
Allah' ı görüp yaşayan olmadığı gibi,  O' nu görüp ölen de yoktur. Kim O' nu bulursa sonsuza dek O' nda kalır.

-  Beşinci Kural:

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.
Akıl temkinlidir.  Korka korka atar adımlarını.
"Aman sakın kendini" diye tembihler.  
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl  kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki  hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte  var!

- Altıncı Kural:

Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin  çoğu dilden kaynaklanır.
Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk  diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

- Yedinci  Kural:

Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını  duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin.
Kendini ancak bir başka insanın aynasında  tam olarak görebilirsin.

- Sekizinci Kural:

Başına ne gelirse gelsin  karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği  gizli bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice  cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek  kolaydır.
Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

- Dokuzuncu  Kural:

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak  demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül  edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,  hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman  gerekir.

- Onuncu Kural:

Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya  da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi  içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

Onbirinci Kural:

Ebe  bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol  açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara,  sancılara hazır olman gerekir.

- Onikinci Kural:

Aşk bir seferdir.  
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa  değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

- Onüçüncü  Kural:

Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca  şeyh şıh var.
Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp  kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran  olmaya değil.

- Ondördüncü Kural:

Hakk' ın karşına çıkardığı  değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle  beraber aksın.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe  etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi  olmayacağını?

- Onbeşinci Kural:

Allah içte ve dışta her an hepimizi  tamama erdirmekle meşguldür.
Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat  eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi  gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü  beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

- Onaltıncı  Kural:

Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla  sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği  ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü  yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla  sevebilirsin.

- Onyedinci Kural:

Esas kirlilik dışta değil içte,  kisvede değil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse  görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik  kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

- Onsekizinci Kural:

Tüm  kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.
Şeytan,  dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir  sestir.
Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki  nefsini bilen Rabbini bilir.
Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan  insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

- Ondokuzuncu  Kural:

Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla  kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün  değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı,  sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.

- Yirminci Kural:

Yolun  ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece  atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden  gelir.

- Yirmibirinci Kural:

Hepimiz farklı sıfatlarla  sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç  şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını  başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık  etmektir.

- Yirmiikinci Kural:

Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi  mi orası ona namazgah olur.
Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona  meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,  suret ile yaftalar değil.

- Yirmiüçüncü Kural:

Yaşadığımız hayat  elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi  oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.
Kimisi eline  alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir,  ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur.

- Yirmidördüncü  Kural:

Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en  şereflisi,
atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu  hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düşse,  iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek,  gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

- Yirmibeşinci  Kural:

Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada  mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak,  cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede  ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

- Yirmialtıncı  Kural:

Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes gözünmez iplerle  birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele  senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir  insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti,  herkesin yüzünü güldürebilir.

- Yirmiyedinci Kural:

Şu dünya bir dağ  gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.
Ağzından  hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin  geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan  hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda  göreceksin her şey değişmiş olacak.
Senin gönlün değişirse dünya  değişir.

- Yirmisekizinci Kural:

Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir  sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne  geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

- Yirmidokuzuncu  Kural:

Kader hayatmızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu  sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet  göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını  verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya  aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında  çaresizsin.


- Otuzuncu Kural:

Başkaları tarafından kınansan,  ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da  kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

- Otuzbirinci  Kural:

Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her  insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi  ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz  kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz  bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek  çıkar.

- Otuzikinci Kural:

Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır  ki, Allah'a saf bir aşkla bağlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını  başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak  dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama  inancınla büyüklük taslama!

- Otuzüçüncü Kural:

Bu dünyada herkes bir  şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten  farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk  ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

-  Otuzdördüncü Kural:

Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam  tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim  olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede  yaşar.

- Otuzbeşinci Kural:

Şu hayatta ancak tezatlarla  ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi  ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım  ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

-  Otuz atıncı Kural:

Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana  tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur  kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sisitem karşılıklar esasına göre  işler.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun  bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

-  Otuzyedinci Kural:

Allah kılı kırk yararak titizlilke çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir  saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için biz aşık olma zamanı vardır,  bir de ölmek zamanı.

- Otuzsekizinci Kural:

"Yaşadığım hayatı  değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazırmıyım?" diye sormak için hiç bir zaman  geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun,  tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,  yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için  ölmeden önce ölmeli.

- Otuzdokuzuncu Kural:

Noktalar sürekli değişse  de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha  doğar.
Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç  bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde...
Hem de bir  günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

- Kırkıncı Kural:

Aşksız geçen  bir ömür beyhude yaşanmıştır.
Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi  mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları  doğurur.
AŞK'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı  başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da  dışındasındır hasretinde.